8 Kasım 2007 Perşembe

Fidan, “Tersane girişimi doğa katliamına yol açacak”










Subaşı, Balkanlar’dan gelen göçmenlerin yerleştirildiği bir köy olarak 1935’li yıllarda kuruluyor. Tahıl, ayçiçeği ve mısır tarımıyla geçimini sağlayan halk, 1965’li yıllarda meyveciliğe yöneliyor. Elma ve şeftali ile başlayan üretime zaman içinde tüysüz şeftali, nektarin ve kivi ekleniyor. Ovada yaklaşık 7.500 dekarlık bir alanı kapsayan Belde, 1992 yılında belediye oluyor ve planlı döneme geçiliyor. Subaşı Belediye Başkanı Ali Ekber FİDAN, Altınova’daki tersane girişimine karşı eşiyle birlikte uzun süredir yoğun bir kampanya yürütüyor. Ancak özellikle tersanecilerin “Sanayi gelecek işsizlik sona erecek” propagandasının etkisiyle yöre halkının bir bölümü FİDAN’ı mücadelesinde yalnız bırakırken, bir yandan da ailesine yönelik tehditler alıyor. Ancak tüm bunlara karşın tersane girişiminin doğa katliamına yol açacağını anlatmaktan vazgeçmeyen FİDAN, sorularımızı şöyle Burada, ovanın içinden geçen derenin zamanla getirdiği aluvyal topraklarla oluşmuş hazineye ait bir kıyı bandı var. Bu kıyı bandının hemen arkasında özel mülkiyete ait araziler başlıyor. Ve bunlar bugün için meyve bahçesi olarak işletiliyor. Bu yıl yaptırdığımız bir çalışma sonucu 1600 dekar şeftali ve nektarin karışık, yaklaşık 1000 dekar kivi tespit edildi. Burada büyük önem taşıyan bir unsur, kivi, şeftali, nektarin, elma, ayva, kiraz ve armut meyveciliğinin çok gelişmiş bir teknik tarımla yapılmasıdır. 1935’li yıllardan bu yana bilgi birikimi çok artmıştır ve iddia edebilirim ki Avrupa’daki seviyeyi yakalamıştır. Bu anlamda örneğin kivide dekardan 2-2.5 ton meyve alınabilmektedir. Geçen yılın toptan yani dalında kivi meyvesinin satış fiyatı 2 YTL olarak hesaplanırsa 1 dekardan yaklaşık 4-5 milyon lira brüt gelir elde edilmektedir. Şeftali şimdi konumunu kiviye doğru terk etmektedir. Çünkü kivinin getirisi diğer meyvelere nazaran daha fazladır. Önümüzdeki yıl belki ovanın yarısı kiviye dönüşecektir. Ayrıca bu bölgede son yıllarda serada mevsimlik süs bitkileri üretimi de gelişmiştir. Bu konuda işletme sahipleri daha kültürlü, genelde ziraat mühendisi ya da ziraat teknisyeni oldukları için daha iyi bir organizasyon yapabildiler kendi aralarında. Bu da iyi bir şey. Ayrıca dış mekan süs bitkileri konusunda da çok önemli gelişmeler var. Bunların da üretimi bölgemizde yaygınlaşmaktadır.yanıtladı:Bu proje yapıldığı zaman 4.5 kilometrelik alanda kıyı kesimi tamamen elden çıkacak. Tersaneciler, “Bugünkü kıyı bandından denize doğru 300 metrelik bir alan doldurulacak biz onun üzerinde faaliyet göstereceğiz” diyorlar. 20-25 bin dekar büyüklüğündeki ova kısmında bir karış toprağa ihtiyacımız yok gibi bir söylemleri var. Fakat bu tabii basında geçen şeyler. Projeyi alıp da incelediğimiz zaman gerçekler hiç de öyle değil. “1000 iş kolunda yan sanayi burada iş yapacak” diyorlar. Bu 1000 iş kolu nerede yerleşecek? Hemen o kıyıda, şu anda tarım yapılan ya da meyve bahçesi olan kısımlarda yan sanayi kurulmak istenecek. Yani gidip de İstanbul’da, Tekirdağ’da veya Sakarya’da yan sanayi kurulacak hali yok.. Dolayısıyla burada topraklarımızı tehdit edecek. Tersane kurulduğu alanla kalmıyor. Bunu anlayabilmeleri için insanların Tuzla’ya gidip şöyle bir E5 karayolundan Tuzla’ya doğru bakması lazım. E5’in kuzey tarafına geçmiş, Aydınlı Köyü var yukarıda oralara kadar yayılmış bu yan sanayi. Ayrıca proje sahiplerinin yaptığı planlamaya göre 27 milyon tonluk dolgu malzemesi taşımak için 30 ay süreyle bizim belediyenin sınırları içindeki yollardan yararlanacaklar. Bizim yollarımızın kapasitesinin çok üzerinde bir istek bu. Çünkü bizim yollarımız ancak traktör ve benzeri araçların ihtiyaçlarını karşılayacak kalitede. Yolların genişletilmesi istenecek. Ayrıca bu yolun iki yanında verimli meyve bahçeleri var. Boş bir arazi yok. Burada bulunan birkaç evin sahipleri de bundan şikayetçi. 30 ay süreyle yani 2.5 yıl boyunca 30-40 tonluk kamyonlar geçecek. Bu kamyonun bir de dönüşünü hesap edersek, yarım dakikada bir bu kamyonlar bu yoldan gelip geçecek. Ve buradaki gürültü ve tozuma miktarını artık siz gözünüzde canlandırın. Çok önemli bir kirlilik yaratacak. Dolayısıyla bu yollarda yapılacak her türlü genişleme tarımsal arazilerde kayıp demektir. Bu girişim yaşama geçerse kısa veya uzun vadede tarım alanları tarım dışı kullanıma açılmak zorunda olacak. Zaman içinde idareler, özellikle de belediyeler üzerine bu şekilde bir baskı uygulanacak. Dolgu yapılmak istenen alanlar, 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu’nun 2. maddesinde belirtilen istihsal yerleri tanımına da tamamen uyuyor. 29 Ocak 1981 tarih ve 17235 sayılı Resmi Gazete’ye göre bugünkü Topçular İskelesi, eski adıyla Handere’den Karamürsel’in doğusundaki Ulaşlı’ya kadar alan su ürünlerinin doğal üreme alanları olarak tespit edilmiş ve zabıtlara geçmiş. Ve bunların korunması gereken yerler olduğu da Su Ürünleri Yasası’nda belirtilmektedir. Dolgu alanları bu doğal üreme alanlarını da yok edecektir. Bunları da düşünmek lazım. Bu geri dönüşü olmayan bir süreçtir.
Bu soruyu ben kendi kendime de soruyorum. Hiç mi başka bir yer yoktu ve niye burası diye? “Tuzla ve Pendik’teki tersanelerin buraya yakın oluşu, orayla ilişkiler ve eleman temininde kolaylık olacağı” gerekçesiyle bu bölgeyi seçtiler sanıyorum. Ama bana göre çok yanlış bir seçim oldu. Biz tersane yapılmasına karşı değiliz. Basında bizi o şekilde yıpratmak istiyorlar, tersane ve sanayileşmeye karşı mısınız gibi. Böyle bir şey olamaz. Eğer Türkiye’de işsizlik azalacaksa veya işsizliğe çare bulunacaksa sanayileşmenin olması lazım. Tarımdaki nüfusun gittikçe azalması lazım. Ama yer seçimi konusunda büyük bir yanlışlık yapılmaktadır. Tarımsal özelliği, verimlilik özelliği olmayan kıyı kesimlerinde bunların yapılması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca Marmara Denizi kapalı bir iç deniz olduğu için su hareketleri de zayıf olduğu için burada oluşacak kirliliği denizin kendi kendine temizleyemeyeceğinden dolayı zaman içinde İzmit Körfezi ve Haliç’te olduğu gibi çok ciddi bir kirlenmeye neden olabilir. Bu bakımdan endişelerimiz var. Bu proje aslında yalnızca bizim belediyeyi ilgilendiren bir konu değil, bütün körfezi ve o çevrede yaşayan insanları doğrudan etkileyeceği için körfez çevresindeki insanların da duyarlı olması gerekiyor. Bir çevreci olarak bu bölgede yaşamayan insanların da bu projeye karşı çıkması gerektiğine inanıyorum. Yalova, İstanbul, İzmit ve Bursa metropolü içinde sanayileşmesi gereken bir şehir değil, doğal zenginliklerini, yeşilliklerini, ormanlarını koruyarak gelişmesi gereken bir şehirdir. Bu 3 büyük sanayi şehrinin insanlarının hafta sonunda veya kısa-uzun vadeli dönemlerde gelip kendilerini dinlenmeye bırakabilecekleri yeşil, sakin, temiz havası olan bir şehir olarak planlanmalıdır.Yalova Subaşı Belediye Başkanı Ali Ekber FİDAN, Altınova’da tersane kurulması halinde, kısa ya da uzun vadede verimli tarım topraklarının tarım dışı kullanıma açılacağını belirterek, “Bu proje yapıldığı zaman 4.5 kilometrelik alanda kıyı kesimi tamamen elden çıkacak” dedi. Tersanenin yapılmaması için yürüttüğü kararlı mücadelesi nedeniyle tehditler de alan FİDAN, geri dönüşü olmayan bu sürece karşı halkı, bölgenin üretim potansiyelini gördükten sonra karar vermeye çağırdı. Yaklaşık 1 yıldan beri Hersek Deltası’ndan başlayarak batıya doğru 4.5 kilometrelik sahil kesiminde ve denize doğru 300 metre dolgu alanı oluşturularak tersane yapımı projesi ortaya çıktı. Hatta seçim döneminde bazı partiler bunu seçim malzemesi yaparak oy toplamaya çalıştı. Bu, 40 ortaklı Yalova Altınova Tersane Girişimcileri A.Ş. tarafından ortaya konulmuş bir proje. Projede öngörülen 4.5 kilometrelik sahil bandının yaklaşık 1.5 kilometresi bizim belediyemizin sınırları içindedir. Geri kalan kısmı Altınova Belediyesi’nin mücavir alanında kalmaktadır. Bizim doğumuzda ve batımızda Altınova Belediyesi’nin mücavir alanı var. Biz sahil kesimimizi halkın kullanımına açtık. Özellikle hafta sonları önemli bir kalabalık, İzmit’ten tutun, Gölcük, Değirmendere ve Karamürsel’e kadar yakın çevreden insanlar buraya gelip haftalık dinlenme ihtiyaçlarını gideriyor. Tersaneye ilişkin olarak Nisan ayında Bayındırlık Bakanlığı’ndan 1/1000’lik dolgu imar planlarının onayı çıktı. Şu anda ÇED aşamasındadır. Bu planlarla ilgili bizden 3 kez görüş istendi. Biz de gerekçeleriyle birlikte olumsuz görüşümüzü ilettik. Olumsuz görüş verdik çünkü 2003 yılında hazırlanmış olan ve Belediye Meclisimiz tarafından kabul edilmiş planlara göre, ova kısmı tarımsal özelliği korunacak, ikinci sınıf kullanım özelliğine sahip toprakları içeriyor.
Haber: Neslihan Başak

Hiç yorum yok: